• 0324 238 49 49

BİLGİ KÖŞESİ
Rahim Sarkması

Genital bölgede, kemik çatı içinde yer alan organlar kendilerini sabitleyen çeşitli bağlar sayesinde ancak sınırlı olarak hareket edebilirler. Yaş ilerledikçe ve özellikle yapılan doğum sayısı arttıkça bu bağlar özelliklerini yitirebilir ve böylece genital organların vajina içine sarkmasına neden olabilirler.

Rahim sarkması rahimin vajina içerisinde aşağı doğru yer değiştirmesine verilen isimdir. Bazen sarkma öylesine belirgindir ki, kadın vajina girişinde rahimağzını eliyle hissedebilir.

İdrar torbası sarkması vajina ön duvarına komşu olan idrar torbasının bombeleşmesine verilen isimdir. Bu durum da özellikle öksürme, hapşırma, ağır bir nesne kaldırma gibi karın içi basıncını artıran durumlarda kadının vajina içerisinde bombeleşen idrar torbasını eliyle hissetmesine neden olur.

Rektum (kalınbağırsak) sarkması ise vajina arka duvarıyla komşu olan rektumun vajinaya doğru bombeleşmesidir.


Kimlerde Görülür?

Genital organlarda sarkma özellikle çok sayıda zor doğum yapmış kadınlarda görülür. Uzun süren doğumlar genital organları yerinde tutan bağların uzaması, bazı bölgelerden yırtılması ve böylece organları yerinde tutma işlevlerinin azalmasıyla sonuçlanır. 
Sezaryan ile doğum yapmış olan kadınlarda ve hiç doğum yapmamış kadınlarda sarkma daha ender görülür. 


Ne Gibi Belirtiler Verir?

Rahim sarkması tek başına olduğunda kadının özellikle ayakta durduğunda, öksürdüğünde, hapşırdığında ve ıkındığında ağrı ve alt bölgede dolgunluk hissetmesine neden olur. Çok ileri durumlarda sarkma rahimin vajinadan tümüyle dışarı çıkmasıyla sonuçlanır. Nispeten ender olarak görülen bu durumda kadın parmaklarıyla organları tekrar vajina içerisine ittirse dahi bir süre sonra organlar tekrar geri çıkar.

İdrar torbası sarkması ileri durumlarda idrar torbası ile uretra adı verilen idrarı torbadan dış ortama ileten boru arasında olması gereken açının bozulmasına ve böylece idrar kaçırma şikayetinin ortaya çıkmasına neden olur. 

İdrar kaçırma sorunu en hafif haliyle yalnızca öksürme durumunda ortaya çıkar. Sarkmanın şiddetinin artmasıyla birlikte gülme, ayakta durma gibi durumlarda da idrar kaçırma sorunu ortaya çıkar. En ileri ve oldukça ender görülen durumlarda idrar hiç tutulamaz ve idrar torbasına gelen idrar burada depolanmadan direkt olarak dışarı boşalır.

Rektum sarkması çoğu durumda özel bir sorun yaratmamakla birlikte kabızlık sorunu yaşanmasına neden olabilir.

Genital organlarda sarkma sorunu yaşayan kadınların diğer bir sorunu da zor doğumlarda ortaya çıkan yırtıkların vajina girişini genişletmiş olmasıdır. Bu durum kadının eşiyle cinsel yaşamda sorunlar yaşamasına neden olabilir.

Genital organ sarkmaları ender olarak tek başlarına görülürler. Sıklıkla rahim sarkması, idrar torbası sarkması ve rektum sarkması beraberce görülür.


Nasıl Tanı Konur?

Genital organ sarkması hiçbir sorunu olmayan bir kadında tesadüfen saptanabileceği gibi sıklıkla idrar kaçırma veya "alt bölgede dolgunluk hissi" yaşayan bir kadının jinekolojik muayenesi esnasında sarkmanın görülmesiyle konur. 

Nasıl Tedavi Edilir?

Ailesini tamamlamış bir kadında genital organ sarkması durumunda uygulanan tedavi şekli genellikle rahimin vajina yolundan çıkarılması ve ön ve arka vajina duvarlarındaki fazlalıkların çıkarılması şeklindedir. İdrar kaçırma sorununun tedavi edilmesi için daha farklı ameliyat tekniklerinin kullanılması gerekebilir.

Genç ve doğum yapmayı düşünen bir kadında ise rahim alınmaksızın yalnızca ön ve arka vajina duvarındaki fazlalıkların alınması yoluna gidilebilir. Bariz bir rahim sarkması durumunda karın yoluyla rahimi yerinde tutan bağlara ulaşılarak bu bağların yukarı çekilmesi yoluna gidilmesi tercih edilebilir.

Tüylenme Sorunu

"Erkek tipi kıl bölgeleri" olarak kabul edilen üst dudak üstü, çene kemiği üstü ve yanaklar, göğüs kafesi üstü bölge ve göbek çevresi, kasık ile göbek arasındaki orta hat, bacakların iç yüzleri, sırt, kalça ve kasıklar gibi bölgelerde kıllanma oluşması durumunda kadında "tüylenme" veya tıbbi adıyla hirsutismus'tan bahsedilir. 

Dikkat: Genetik özelliklere bağlı olarak bazı kadınlarda bu bölgelerde de ince ve hatta bazen daha kalın ve koyu renkli kıllar olabilmekte ve bu durumlarda kadınlar muhtemel bir hormonal bozukluk endişesiyle doktora başvurabilmektedirler. Bu tür durumlarda yapılan hormonal incelemeler çoğu durumda normal sonuçlanmakta ve epilasyon ile kıl köklerinin alınması dışında kalan tedavi yöntemleri sonuç vermemektedir. 

Burada ele alınacak olan sorun, "erkek tipi kıl bölgelerindeki" kılların dikkati çekecek ve estetik sorun yaratacak şekilde büyümüş olmasıdır. Çoğu zaman beraberinde başka türlü hormonal dengesizlik çağrıştıran belirtilerin de görüldüğü bu tür bir durumda doktora başvurulması özellikle üreme çağında olan kadınlarda nedenin aydınlatılması ve tedavinin başlatılması açısından son derece önemlidir. 


Kıllar Hakkında Genel Bilgiler 

Vücudumuzu kaplayan kıllar kıl kökü adı verilen yapının bir ürünüdür. Vücudumuzdaki kılların dağılımı ve yoğunluğu genetik olarak belirlenmiştir ve ayak tabanı, avuç içi gibi bölgeler hariç vücudumuzu kaplayan cildimizin tüm alanlarında kıl kökleri mevcuttur. Bu kıl köklerinin bazıları gözle görülmeyecek incelikte kıl üretimi yaparlarken bazıları aktif olarak kıl üretimi yapar ve cinsiyet, ırk, yaş, hormonal durum gibi etkenlere göre vücutta daha az veya daha belirgin olan bir tüylenme paterni oluştururlar. 

Kıl kökleri kendilerine hormonlar tarafından verilen emirler doğrultusunda sürekli olarak kıl üretir ve üretilen bu kıl kendiliğinden dökülene veya kesilene kadar o bölgede durur. Vücudun her bölgesindeki kılın kendine özgü uzama hızı (hızlı uzayan, yavaş uzayan) ve sınırı (uzamaya sürekli devam eden veya belli bir uzunluktan sonra çok yavaş uzayan, ömrü (uzadıktan sonra kısa zamanda dökülen veya sürekli kalan) ve renklenme (açık renk, daha koyu renk) şekillenme (düz veya kıvrılan) özelliği vardır ve kıl kökleri kendilerine atfedilen bu özelliklere göre üretim yaparlar. 

Saçlarımızdaki kıllar uzama hızı yüksek, uzama sınırı geniş olan yani oldukça büyük uzunluklara ulaşabilen özelliktedir. Bunun yanında kollarımızdaki kıllar çok yavaş uzayan ve aynı uzunlukta kalan izlenimi veren kıllardır. 

Kıl köklerinin hepsi aynı anda üretim yapmazlar. Bunun yerine bir kısmı aktif olarak kıl üretirken bazıları gelişme, bazıları dinlenme aşamasındadır. Yine hormonlar tarafından yönlendirilen bu durum kılların aynı anda birden çıkmasını ve birden dökülmesini engeller. 

Kıl köklerini yöneten hormonlar androjen hormonlar adı verilen (daha çok bilinen adıyla "erkeklik hormonları") adı verilen bir grup hormondur. Bu hormon grubuna "erkeklik hormonları" adı verilmiş olmasına karşın gerçekte kadında da bu hormonlar daha düşük seviyelerde üretilirler. 

Androjen hormonlar kadınlarda temel olarak yumurtalıklar ve böbreküstü bezinde üretilirler ve buradan kana verilirler. 


Tüylenme Neden Olur? 

Herhangi bir nedenle "erkeklik hormonlarının" salgısı arttığında kana daha fazla hormon geçer ve kıl köklerine daha fazla hormon ulaşır. Fazladan ulaşan bu hormon kadınlarda normalde istirahat halinde olan erkek tipi kıl bölgelerinde kıl üretiminin artmasına neden olur ve hormon üretiminin derecesine göre hafif veya şiddetli tüylenme belirtileri ortaya çıkar. Kadınların erkeklik hormonlarının fazlasına hassas olan cilt bölgelerinde kıl üretimi artışı dışında diğer bir sorun da yağ üretiminin artması nedeniyle ortaya çıkan sivilcelenme sorunudur. 

Erkeklik hormonları istirahat halinde olan kıl köklerini uyardığında oluşan kıllar koyu ve serttir ve bir kez üretim yapmaya başlayan kıl kökü bu üretimini durmaksızın sürdürür. 

Kadında erkeklik hormonu üretimini artıran durumlar arasında en sık görüleni polikistik overdir. Yumurtlama bozukluğu zemininde gelişen bu durumda yumurtalıklardan fazla miktarlarda erkeklik hormonu salgısı olur ve adet düzensizliğine ek olarak sıklıkla tüylenme belirtileri ortaya çıkar. 

Hormon üretimini artıran ve nispeten ender görülen durumlar böbreküstü bezinin genellikle kalıtsal olan bozukluklarıdır. 

Bazı tiroid bezi hastalıkları, hipofiz bezi hastalıkları ve hormon salgısı yapan kist veya kitleler de kadında tüylenme sorunu yapabilirler. 

Sürekli olarak kullanılan bazı ilaçlar da kadında tüylenme sorununa neden olabilen diğer bir etkendir. 

Tüylenme bazı durumlarda hormon seviyeleri normal olmasına karşın da ortaya çıkabilmektedir. Bu, kıl köklerinin düşük seviyelerdeki hormonlara bile hassas olmasından kaynaklanan bir durumdur. Bu tür durumlarda tüylenme dışında başka tür hormonal dengesizlik belirtileri ortaya çıkmaz.


Tanı ve Tedavi İşlemleri 

Tüylenme her zaman ciddiye alınması gereken bir durumdur. Yapılan tıbbi değerlendirme sonrasında yapılacak ilk ayrım hormon seviyelerinin yüksek olup olmadığı, seviyelerin yüksek olması durumunda bu yüksekliğin kaynağıdır (yumurtalık veya böbreküstü bezi veya çok ender görülen diğer kaynaklar). 

Hormon seviyelerinin normal olması sıklıkla rastlanan bir durumdur ve bu durumda belirtiyi oratadan kaldırmaya yönelik çeşitli ilaçlar veya tüy giderici yöntemler kullanılır. 

Hormon seviyelerinin yüksek olması durumunda kaynağı baskılayıcı hormonal tedavi yöntemleri uygulanır. Üretime başlamış kıl köklerinin üretimini kesmek zor olduğundan bu tedavi ancak yeni kılların çıkmasını engelleyebilir. 

Servikal Erozyon (Rahimağzı Yarası)

Rahimağzı kanalının iç yüzeyini döşeyen epitel hücreleri salgı yapıcı (glanduler) özellikler taşırlarken, vajinanın iç yüzey hücreleri bu dokuyu çeşitli dış etkenlere karşı (bakteriler, virüsler, cinsel ilişkinin "aşındırıcı" etkileri) korumakla görevli yassı epitel (skuamöz) yapıda hücrelerdir. Bu iki ayrı hücre türünün yakın komşulukta olduğu bölgeye değişim bölgesi (transformasyon zonu) adı verilir.

Değişim bölgesinde birbirinden farklı bu iki hücre türü değişik yapıları ve davranış özellikleri nedeniyle sürekli birbirleriyle "geçimsiz" durumdadırlar. Kısaca söylemek gerekirse bu bölgede bir hücre türü diğer hücrenin sınırlarının ilerisine geçerek o bölgede kendi hakimiyetini kurmak istemekte ve bu nedenle burada hücreler adeta bir sınır savaşı halinde bulunmaktadırlar. Bölgede sürekli bir yıkım-yenilenme söz konusudur. Bu esnada sürekli olarak bazı hücreler atılır ve yenisiyle değiştirilir. 

Halk arasında "yara" olarak bilinen hastalık aslında değişim bölgesinin rahimağzı içindeki salgı yapıcı hücrelerin değişim bölgesindeki zaferinden başka bir şey değildir. Değişim bölgesindeki "savaş" salgı yapıcı hücreler tarafından kazanılmış ve vajinanın yassı epitel hücreleri erozyon yoluyla "eritilmiştir". Bu erime spekulum muayenesinde rahimağzı üzerine "kızarık" bir görünüm kazandırır ve doktor tarafından halk diline "yara" olarak tercüme edilir. 

Normalde rahimağzı kanalının içinde vajinanın asit ortamından uzak olarak yaşayan hücreler dışarıya taştıklarında salgılarını yapmaya devam ederler. Salgı yapıcı hücreler sayıca artmış olduklarından yaptıkları salgı miktarı da artar ve bu durum kadının akıntı şikayeti duymasına neden olabilir. 

Rahimağzı kanalının doğal salgısı alkalen özellikler taşır. Vajinanın doğal ortamı ise asit özelliktedir. Vajinayı enfeksiyonlara karşı koruyan laktobasil adlı bakteriler yalnızca asit ortamda yaşayabilirler. Rahimağzı kanalının artmış alkalen salgısı vajinanın asit ortamını bozduğunda laktobasillerin sağlıklı bir şekilde çoğalmaları engellenir ve bu da vajinada enfeksiyon ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir. Sık sık vajinit geçiren kadınlarda altta yatan muhtemel neden bu yüzden bir rahimağzı yarası da olabilmektedir. 

Rahimağzı "yarası" akıntı şikayeti dışında bir sorun yaratmayabilir ve çoğu durumda muayene esnasında tesadüfen saptanır. Bazı kadınlarda ise ilişki esnasında kanamaya neden olabilir. Rahimağzı yarası görünüm olara kanser veya kanser öncüsü lezyonlarla karışabileceğinden, saptandığında mutlaka papsmear alınarak durum değerlendirmesi yapılır. Papsmear raporunda da erozyon tanısı doğrulanır. 

Erozyon, papsmear incelemesi yapıldıktan sonra mutlaka kriyoterapi ile (dondurarak) koterizasyonla (yakılarak) veya lazer ile buharlaştırılarak giderilmesi önerilen bir durumdur. 

Doğum kontrol hapı kullanımı rahimağzı kanalı içindeki salgı yapıcı hücrelerin çoğalmasını kolaylaştırdığından doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda rahimağzı yarasına nispeten daha sık rastlanmaktadır.

Bartholin Kisti ve Absesi

Bartholin bezleri vajina girişinin her iki yanında sağlı sollu yer alan salgı bezleridir. Yaptıkları salgının temel işlevi cinsel ilişki esnasında kayganlığın sağlanmasıdır. Bezin içinde üretilen kaygan ve şeffaf sıvı cinsel uyarılmayla birlikte bezin kanalından geçerek vajina girişine boşalır.

Bartholin kist ve absesi herhangi bir nedene bağlı olarak bezin kanalının tıkanması sonucu oluşur. Kanal tıkandığında salgı dışarı akamaz ve böylece biriken salgı kanalın genişlemesine ve bölgede içi sıvı dolu bir kitle oluşmasına neden olur. Sıvı içeriği pü içerdiğinde abse, yalnızca salgı sıvısı içerdiğinde kist adını alır.


Bartholin Bezinin Kanalı Neden Tıkanır?

Üreme çağında olan kadınlarda Bartholin bezinin kanalında tıkanmaya neden olan en önemli etken bakterilerle oluşan enfeksiyonlardır. Bakteriler arasında en sık görülen etkenin bel soğukluğu adı verilen hastalığa neden olan bakteri olduğu düşünülmektedir. Bu tür bir tıkanıklık genelde abse gelişimiyle sonuçlanır. 

Kanalı tıkayan diğer önemli nedenler arasında bölgeye başka nedenlerle uygulanan cerrahi tedaviler esnasında kanalın tıkanması, bölgede oluşan yaralanmalardan kalan sekeller ve oldukça ender ve genellikle ileri yaşlarda görülen Bartholin bezi kanseri sayılabilir.


Nasıl Belirti Verir?

Bölgede oluşan bir abse oldukça şiddetli ağrılara neden olur. Bu ağrı zor dayanılır ve ağrı kesicilere zayıf yanıt veren bir ağrıdır ve abse boşaltılmadığı sürece devam eder. Bazı durumlarda abse kendiliğinden patlayarak boşalır ve bu durumda kadın rahatlama hisseder.
Bartholin absesi geçirmiş kadınlarda bu abse ister doktor tarafından boşaltılmış isterse kendi kendine boşalmış olsun, belli bir süre sonunda kanalın tekrar tıkanmasına bağlı olarak bölgede ağrısız bir şişlik oluşmasına neden olabilir. Bartholin kisti adı verilen bu şişlik birkaç santimetre çapında olabileceği gibi bir portakal büyüklüğünde de olabilir. 


Nasıl Tedavi Edilir?

Vücudun hangi bölgesinde gelişmiş olursa olsun abse tedavisi absenin boşaltılmasıyla gerçekleştirilir. Bartholin absesi absenin en belirgin olduğu yere yapılacak bir bisturi darbesiyle absenin açılması şeklinde gerçekleştirilir. Bu tedavi kadının ağrılarının dakikalar içinde hafiflemesini ağlar. Abse açıldıktan sonra Bartholin kanalı biraz daha genişletilerek nüks oluşma olasılığı azaltılır. Doktorun bu tedavi sonrası önerdiği antibiyotikleri düzenli olarak kullanmak son derece önemlidir.

Kist tedavisi ise abse tedavisi kadar kolay değildir. Kist bisturiyle açılsa dahi kısa zamanda kanal genellikle tekrar tıkandığından bölgede yeniden kist oluşma olasılığı yüksektir. Bu nedenle kistin etkili bir şekilde tedavi edilebilmesi için ya Bartholin bezi kanalıyla birlikte tümüyle çıkarılmalı veya yeni bir kanal oluşturulmalıdır. İlk yol oldukça geniş bir ameliyat gerektiren ve genellikle kanser şüphesi olan durumlarda uygulanan yoldur. Üreme çağındaki kadınlarda genellikle ikinci yol tercih edilir ve bu amaçla geliştirilmiş ve çoğu lokal anesteziyle uygulanabilen birkaç ameliyat tekniği bulunmaktadır.

Hamilelikte Şeker Hastalığı

Şeker hastalığına yakalanmış bir kadın da, tıpkı normal kadınlar gibi anne olma içgüdüsüne sahiptir. Ancak, hamilelik de kendisi için hayli risklidir. Zira ana rahmindeki bebek, annenin kan şekeri ve insü­lin düzeylerini sürekli olarak azaltır ya da çoğaltır. Bu nedenle, hamilelik döneminde, annenin sürekli olarak doktor kontrolünde bulunması gerekir. 

Eğer an­ne hamilelik öncesinde günde bir kez uzun sürede etki gösteren insülin iğnesi yapıyorsa, bu, günde iki hatta duruma göre üç kez yapılan kısa sürede etkili, eriyebilir insülin enjeksiyonu ile değiştirilmelidir. Ha­mileliğinin belirli dönemlerinde, günde dört kez si­dik ölçümü, iki kez de kan testi yapılmalıdır.

Kadın doğum doktorları, genellikle hamile hasta­larını, hamileliğin son üç ayında hastaneye yatırırlar. Bu hem, annenin hastalığını kontrol altında tutmak, hem de bebeğin normal gelişimini sağlamak açısın­dan yararlıdır. 

Bazı durumlarda, iki ya da dört hafta erken doğum yaptırılması, hatta sezaryen uygulan­ması zorunlu olabilir. Ancak, tüm bu uygulamaların nedeni, sağlıklı bir anne ve sağlıklı bir çocuk elde edebilmek içindir. Şeker hastası olan bir kadın, ko­ruyucu olarak doğum kontrol hapı kullanabilir. Ancak bu hap içindeki hormon dozajı, amacı sağlamaya ye­tecek miktardan fazla olmamalıdır. Zaten bu, şeker hastası olsun ya da olmasın, tüm kadınların dikkat etmesi gereken bir konudur.

Gebe Kalamama

Fertil olan, yani gebelik oluşturma potansiyeli olan bir çiftin korunmasız bir adet döngüsünde yeterli sayıda ilişkide bulunması durumunda kadının gebe kalma şansı yanlızca yaklaşık %20-25'tir. Böylece gebeliği planlayan bir çiftin bunu 4-5 ayda başarması gerekir. Ancak elbette her kadında bu süre içerisinde gebelik oluşmaz. Böyle bir durumda en muhtemel etken bu çiftte bir problem olması değil, çiftin bu %20-25'lik şansı yakalayamama "şansızlıklarıdır". Çift deneme süresini artırdığında muhtemelen gebelik oluşacaktır.

Denemelerine karşın gebelik oluşturmayı başaramayan çiftlerin bir kısmı ise "subfertil" kategorisinde yer alırlar. Burada subfertil kelimesi, "fertilitesi", yani "gebelik oluşturabilme kabiliyeti nispeten daha düşük", basit bir anlatımla "zor gebe kalan" anlamında kullanılmaktadır. Böyle bir çift korunmasız bir adet döngüsünde düzenli olarak ilişkide bulunsa da kadının her ay başına gebe kalma olasılığı %2-3 civarına kadar inebilmektedir. Böyle bir çift tedavi edilmediğinde muhtemelen ancak 4-5 senelik bir deneme süresi içinde gebelik oluşacaktır. 

Diğer bir grup çift ise gebe kalma açısından %0 kategorisindedir. Böyle bir çiftte gebeliğe engel olan etkenler tedavi edilmediğinde gebelik oluşma olasılığı yoktur. 

Bu %0 kategorisi "infertil" çiftlerin çok ufak bir kısmını oluşturur ve muhtemel nedenler kadında her iki Fallop tüpünün tıkalı olması, kadında döllenecek yumurta oluşmaması, erkeğin sperm sayısının çok düşük olması ya da hiç spermi olmaması, ya da tüm bunların bir kombinasyonudur. 


"İnfertilite"nin Tanımı

İnfertilite ("kısırlık") 12 siklus (siklus: kadında bir adetin ilk gününden, sonraki adetin ilk gününe kadar geçen süre yani adet döngüsüdür) boyunca, korunmadan ve yeterli sayıda cinsel ilişkide bulunulmasına karşın gebelik oluşmamasıdır. Önceden hiçbir şekilde gebelik oluşmaması durumunda primer (birincil) infertilite, daha önceden en az bir kez gebelik oluşmuş olması durumunda ise sekonder (ikincil) infertilite sözkonusudur. Türkçe'de "kısırlık" olarak tabir edilmesine karşın bu yazıda infertilite deyimi kullanılacaktır. 

İnfertilitenin tanımından da anlaşılacağı gibi kendinizde veya eşinizde bir kusur olduğundan şüphelenmeden önce 12 siklus (yaklaşık bir yıl) denemenizde ve bu süre sonunda doktora başvurmanızda yarar vardır. Bu bir yıllık bekleme süresinde gebe kalma şansını yakalayabilir ve infertilite için yapılan tetkiklerin getireceği psikolojik, fiziksel ve maddi yüklerden kurtulmuş olursunuz. 

12 siklus beklemeden başvurması gereken çiftler de vardır: Anne adayının 35 yaş ve üzerinde olması, çiftlerden birinde gebeliğe engel olacağı bilinen bir durumun varlığı söz konusu olduğunda bu çiftlerin doktora daha erken başvurmasında fayda vardır.


Gebe kalamama Nedenleri

Gebelik oluşmaması durumunda en sık görülen nedenin aylık %20-25'lik şansı "bir türlü yakalayamamak" olduğundan bahsetmiştik. 

Elbette ki deneme süresini uzattıkça gebelik şansını yakalayabilirsiniz. Belli bir süre sonunda (en az 12 siklusluk deneme sonunda) gebelik oluşmadığında doktora başvurmalısınız. Yapılacak muayene ve değerlendirmeler gebelik oluşmamasının neden(ler)ini ortaya çıkarmak için gereklidir.

Gebelik oluşturmayı başaramayan bir çiftte infertilite nedenleri araştırıldığında ve bir problem saptandığında %40 durumda problem kadında, %40 durumda erkekte, %20 durumda da hem kadın hem de erkekte bulunmaktadır. 
İnfertilite için tetkik yapılan çiftlerin yaklaşık %10'unda ise gebelik oluşmaması için bariz bir neden bulunamaz. Bu çiftlerde tetkikler yumurtlama olduğunu göstermesine, Fallop tüpleri açık bulunmasına ve spermiyogram normal olmasına karşın gebelik oluşmamaktadır. Bu durumda "açıklanamayan" infertilite tanısı konur. Açıklanamayan infertilite kategorisine giren çiftlerin oranı giderek azalmaktadır. Çünkü teknoloji geliştikçe, yeni bilimsel ilerlemeler kaydedildikçe "açıklanamayan" olgularının bir kısmı aydınlanmaktadır.


Yaşın Etkisi

25 yaşında olan 100 kadın ile, eşleri de "uygun yaşlarda" olan 100 erkekten oluşan ve tesadüfen seçilmiş 100 çifti ele alalım. İstatistiksel verilere göre bu çift korunmasız olarak düzenli ilişkide bulunduğunda kadınların %50'si 5.5 ayda gebe kalır. Yine istatistiklere göre kadının yaşındaki her 5 yıllık artışa karşın gebe kalma süresi iki katına çıkar. Erkeğin yaşı ise bu rakamları ancak hafifçe etkiler. Bu rakamlara göre 30-34 yaş grubunda olan her 7 kadından biri, 35-39 yaş grubunda her 5 kadından biri, 40 ve ileri yaşlarda bulunan her 4 kadından biri bir yıllık bir deneme sonunda gebe kalamama problemiyle karşılaşacaktır. Demek ki kadının yaşı gebelik oluşması açısından önemli bir etkendir. 

Cinsel İlişki Sıklığı

İstatistikler haftada bir kez ya da daha az ilişkide bulunanlarda, haftada en az iki kez düzenli olarak ilişkide bulunanlara göre gebeliğin daha uzun bir zamanda oluştuğunu göstermektedir. Haftada üç ya da daha fazla düzenli olarak cinsel ilişkide bulunan sağlıklı bir çiftte gebelik oluşma olasılığı en üst seviyeye çıkmaktadır. Bu sıklıkta ilişkide bulunan bir çiftin, kadının periovulatuar dönemini (yumurtlama olmadan önceki birkaç gün ve yumurtlama gününden oluşan en "verimli" dönem) atlamasına imkan yoktur. 

Vajinismus

Vajinismus tüm kadınların yaklaşık %1'inde ortaya çıkan bir durumdur ve vajinanın dış 1/3'lük kısmında yeralan kaslarda, penis, parmak, vajinal tampon ya da muayene spekulumu yerleştirme girişimi olduğunda ortaya çıkan istemsiz kasılmalardır. Bu kasılmalar gerçek bir girişim yanında yanlızca girişimin hayal edilmesiyle bile ortaya çıkabilir.

Bazı durumlarda vajinismus o kadar ağır olur ki, gerçek bir cinsel ilişki mümkün bile olmaz. Hatta muayene esnasında da kasılmalar ortaya çıktığından böyle bir durumda normal vajinal doğum bile mümkün olmayabilir.

Vajinismusu olan kadınların büyük kısmında cinsel istek ve uyarılma tamamen normaldir ve orgazm da olabilirler. Bazı kadınlarda vajinismus baştan beri vardır, bazılarında ise sağlıklı bir cinsel yaşamı takiben sonradan ortaya çıkar. İkincil vajinismus adı verilen bu durumgenellikle disparoniye (ilişki esnasında ağrı) bağlı olarak gelişir.

Vajinismusu olan kadınların özgeçmişinde cinsel taciz gibi ciddi bir psikolojik travma olabileceği gibi ağrılı bir jinekolojik muayene, ilk ilişkinin çok ağrılı olması gibi psikolojik tahribat yapmış bir durum sözkonusu olabilir. Katı dini inançlar ve cinsel yönelimde bozukluklar da sözkonusu olabilir.

Vajinismusu olan kadınların genital bölgeleri ve vajinalarının boyutları hakkında yanlış inançları vardır. Bu yüzden de vajinalarının içine herhangi birşey giremeyecek kadar ufak olduğuna inanabilirler. 

Endometriozis, kronik enfeksiyonlar, kızlık zarının gergin olması gibi durumlar da vajinismus nedeni olabilir ve bunlar ancak komple bir jinekolojik muayenede ortaya çıkarılır. Vajinal muayenenin eşinin de refakatinde yapılması çiftin genital anatomi ve vajinanın boyutları hakkındaki önyargıları yıkmalarına katkıda bulunabilir. 

Tedavide istemsiz olarak ortaya çıkan kasılmaların engellenmesine çalışılır. Kadının genital anatomiyle ilgili temel bilgileri edinmesi için eğitim yapılır. Vajinal penetrasyon öncesi gevşemesi için teknikler gösterilir. Kegel egzersizleri ile ilgili bilgi verilir ve bunları nasıl uygulayacağı gösterilir.


Kegel Egzersizleri: Bunlar vajinanın girişinde yeralan kasların çalıştırılarak geliştirilmesi için uygulanan egzersizlerdir. İdrar kaçırma şikayeti olan bayanlarda uygulanabileceği gibi vajinismus tedavisinde de kullanılabilir. Bunun nasıl yapıldığını öğrenmek için iki parmağınızı vajinaya yerleştirerek parmağınızın dışarıya çıkmasını engelleyecek şekilde vajina kaslarınızı sıkınız. Bunu yapamıyorsanız idrarınızı yaparken işlemi yarıda kesmeye çalışınız. Her iki durumda da kasılan kaslar vajina girişindeki kaslardır. İşte bu kasların istemsiz olarak kasılması vajinismusun temel nedenidir. Bu egzersizin nasıl yapıldığını öğrendikten sonra günde en az 5-6 kez tekrarlayın. Eğer 4-6 hafta arasında netice alamadıysanız doktora başvurmanız gerekir.

Vajinismus tedavisinde diğer bir yöntem de vajinanın parmaklarla ya da özel aletler (vajinal dilatatör) kullanılarak genişletilmeye çalışılmasıdır. Bu yöntem ancak bir doktor tavsiyesiyle uygulanabilir ve başarı oranı en yüksek olanıdır. 


Disparoni: Vajinismus dışında kalan nedenlerle ortaya çıkan cinsel ilişkide ağrı durumudur. Uzun süreli devam etmesi anorgazmi ve istek azalması gibi sorunları da beraberinde getirebilir.

Genel ya da eşe bağlı özel olabileceği gibi birincil ya da ikincil olabilir. İkincil olarak gelişenler genellikle ilk ilişkiden on yıl sonra ortaya çıkarlar. En sık görülen jinekolojik seksüel disfonksiyonlardan biridir ve kadınların üçte ikisi hayatlarının bir döneminde bu hastalığı geçirirler. Hem psikolojik hem de fiziksel nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabileceğinden dikkatli değerlendirme gerekir. 

Yüzeyel disparoninin en önemli nedenleri arasında kronik enfeksiyonlar ve klitorisin irritasyonu ve aşırı duyarlılığı yeralır. Kalın himen (kızlık zarı), epizyotomi nedbesi, vajinit, ilişkiye hazır olmadan (yani yeterince ıslanma olmadan) başlanması nedeniyle ortaya çıkan tahriş ve menopozda ortaya çıkan vajinal atrofi (vajina dokusunun zayıflaması) yeralır.

Daha derinlerde ortaya çıkan ağrıda ise kısa vajina (doğumsal), mesane enfeksiyonları (sistit) ve uretrit, kronik enfeksiyonlar, endometriozis, pelviste kitleler, barsak hastalıkları, genital organlarda sarkma sözkonusu olabilir. Orgazm esnasında ortaya çıkan uterus kasılmaları da bazen ağrı duyulmasına neden olabilir.

Yine cinsellikle ilgili çocukluktan gelen olumsuz önyargılar, cinsel taciz öyküsü, ilişkiyle ilgili olumsuzluklar da disparoninin psikolojik nedenleri arasında yeralır. 

Tedavide etkene yönelik yaklaşımda bulunulur.

Rahim Polipleri

Endometriyal polip (rahim polipleri), rahim iç tabakasında ve genellikle bu dokudan kaynak alan ve selim tabiatlı olduğu kabul edilen bir "et parçası" olarak tarif edilebilir. 

Endometriyal polip, oluşma nedeni tam olarak binmeyen bir hastalık olarak her yaş kadında görülebilmekle beraber genellikle menopoz öncesi dönemde ve menopoz döneminde daha sık ortaya çıkar. 

Endometriyal polip sayıca bir adet olabileceği gibi bazı durumlarda daha çok sayıda olabilir. 


Ne Gibi Belirtiler Verir? 

Endometriyal polip hiçbir belirti vermeyebilir ve rahimin başka bir nedenle ameliyatla alınması sonrasında patoloji uzmanı tarafından incelenmesiyle tanınabilir. 

Endometriyal polip büyük olduğunda ve birden fazla olduğunda ise düzensiz kanama (ara kanama veya adet kanamalarının günlerinin uzaması veya kanama miktarının artması tarzında), cinsel ilişki esnasında kanama, özellikle adet kanaması esnasında kramp tarzı ağrı gibi belirtilere neden olabilir. 

Bazı durumlarda büyük bir polip rahimağzından vajinaya sarkabilir ve bu durumlarda polip dokusunda gelişen enfeksiyon akıntı nedeni olabilir. 


Nasıl Tanı Konur? 

Endometriyal polip tanısı en sık kanama sorunları nedeniyle doktora başvuran bir kadında rahim iç tabakası örneklemesiyle elde edilen dokunun patoloji uzmanı tarafından incelenmesiyle konur. 

Bazı durumlarda çeşitli belirtilerle başvuran bir kadında yapılan jinekolojik muayene esnasında rahimağzından sarkan polipin gözle görülmesiyle polip şüphesi doğar. Bu durumlarda da doktor genellikle rahim iç tabakası örneklemesi önerir ve elde edilen dokunun patoloji uzmanı tarafından incelenmesiyle tanı konabilir. 

Herhangi bir nedenle yapılan histeroskopi incelemesinde veya rahim içinin steril suyla doldurularak ultrasonografi incelemesi yapılmasından ibaret histerosonografi incelemesinde polip şüphesi doğabilir. 


Nasıl Tedavi Edilir? 

Polip şüphesi olan her durumda öncelikle tanının doğrulanması ve rahim kanseri veya rahimağzı kanseri öncüsü lezyon olasılığının bertaraf edilmesine yönelik olarak rahim iç tabakası örneklemesi yapılır. Bu işlem genellikle polipin bulunduğu yerden koparak parçalanmasıyla ve böylece lezyonun ortadan kaybolmasıyla sonuçlanır. Tam şifanın sağlandığı böyle bir durumda ek bir tedavi gerekmez.

Akıntı Sorunu

Kadınların önemli bir kısmında hiç bir hastalık söz konusu olmamasına karşın akıntı vardır. Fizyolojik akıntı olarak nitelendirilen bu akıntının en önemli özellikleri akıntının uzun zamandan beri var olması, hemen her gün bulunması, kokusuz olması, renginin şeffaf-beyaz veya açık sarı renkli olması, beraberinde ağrı, idrar yaparken yanma, kanama ve diğer belirtilerden hiç birinin bulunmamasıdır. Bu özelliklere sahip bir akıntının bir hastalıktan kaynaklanması pek olası değildir. 

Bazen fizyolojik akıntı ped kullanımı gerektirecek kadar fazla olabilir. Esasen hijyenik ped üreticilerinin "günlük ped" adı altında bir ürün geliştirmelerinin nedeni kadınlarda fizyolojik akıntının nispeten sık görülen bir durum olmasıdır. 

Fizyolojik akıntı, rahimağzı salgılarıyla birlikte kendini sürekli olarak yenileyen vajina dokusundaki artıkların atılmasından ibarettir. Bu açıdan bakıldığında fizyolojik akıntının aslında önemli bir işlevi olduğu söylenebilir. 

Fizyolojik akıntılar hormonlar tarafından kontrol edildiklerinden özellikle aktif hormon üretiminin devam ettiği üreme çağında görülürler. 

Fizyolojik akıntı adet döngüsünün her gününde var olabileceği gibi yalnızca belli günlerde ortaya çıkabilir. Yumurtlama döneminde rahimağzından yumurta akı kıvamında, lastik gibi uzayabilen berrak bir sıvı salgılanır ve bu sıvı kadın tarafından çoğunlukla hissedilerek "akıntı" olarak nitelendirilir. 


Unutmayın: Akıntının özellikleri yukarıdakilere uymuyorsa bu sizde bir sorun olduğuna işaret edebilir. Özellikle yeni başlayan, yani alışkın olmadığınız bir akıntı söz konusuysa kendi kendinize "fizyolojik akıntı" tanısını koymamalı ve doktora başvurmalısınız. 

Fizyolojik Olmayan Akıntılar 

Yeni ortaya çıkmış, koyu sarı, yeşil, kahverengi renkli, kanlı, köpüklenen, kötü kokulu, beraberinde ağrı, idrar yaparken yanma, normal dışı kanama gibi belirtilerle seyreden bir akıntı çoğu durumda bir genital sistem sorununa işaret eder ve mutlaka doktor değerlendirmesi gerektirir. Çoğu durumda neden bir genital enfeksiyondur. 

Akıntının kaynağı olan genital enfeksiyon çoğu durumda vajinaya sınırlı iken (vajinit), bazı durumlarda rahimağzı enfeksiyonu (servisit) veya genital sistemin daha üst bölgelerini tutan bir pelvik enfeksiyon söz konusu olabilir. 

Vajinitler genital hijyenin bozulmasına neden olabileceklerinden ve özellikle de gebelik döneminde yaratmaları muhtemel sorunlar nedeniyle genellikle tedavi edilmeleri önerilen enfeksiyonlardır. 

Servisit nedeni olan bakteriler üst genital kanala sıçrayarak daha ciddi enfeksiyonlara neden olabileceklerinden mutlaka tedavi edilmelidirler. 
Pelvik enfeksiyonlar tüplerin tıkanmasına ve abse oluşumuna neden olabileceklerinden her zaman ciddiye alınmalıdırlar. 

Enfeksiyon dışında, ender görülse de özellikle rahimağzındaki kanser öncüsü lezyonların ve kanserlerin de yalnızca akıntı şeklinde belirti verebileceği unutulmamalı ve akıntının nedeninin aydınlatılması için kısa zamanda doktora başvurulmalıdır.